Başarılı değilken zirveye oturduk!

Covid-19’a karşı hâlâ savunmadayız. Son iki haftadır Avrupa’da birinciliğe oturduk. Dünya sıralamasında ilk 3 ya da 4’te bulunuyor görünmemize karşın bizden daha üst sıralarda bulunan ülkelerin nüfusları da ortada.

Başarılı değilken zirveye oturduk!

Gaye USLUER – Prof. Dr. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

Kaygı dozu yüksek bir haftaya başladık. Bugünlerin geleceğini 1 Mart’ta öngörmüş ve söylemiştik. Bu nedenle gelinen durum beklenmedik değil, aksine beklenen ve olmasın diye çabalanılandı. Ancak mevcut durum, geçen hafta itibarıyla getirilen kısıtlı önlemler, önümüzdeki haftalarda Türkiye haritasının kırmızıdan bordoya ve siyaha döneceğinin işareti. Bunun için daha çok kaygılıyız. Sadece kaygılı değil, üzgün ve öfkeliyiz. Yetmiyor, ölüyoruz. Sesimizi duyan yok, duysa da dinleyen yok.

Son iki haftadır ülkeler arası sıralamada Avrupa’da birinciliğe oturduk. Bu gidiş, birinciliği kaptırmama yarışına dönüştü. Dünya sıralamasında ilk 3 ya da 4’te bulunuyor görünmemize karşın bizden daha üst sıralarda bulunan ülkeler nüfusları milyarı aşan Hindistan, ABD ve Brezilya… Salgının boyutunu nüfus ölçekli değerlendirmek zorundayız. Bu mantık temelinde baktığımızda milyon nüfusa düşen yeni vaka pozitifliğinde ne yazık ki dünyada da birinci sıradayız.

HÂLÂ SAVUNMADAYIZ

11 Mart 2020’de ilk vakanın tanımlanmasının üzerinden geçen bir yılı geride bıraktık. Dünya ölçeğinde pandemi 16’ncı ayında. Bütün dünya ülkelerinin birincil konusu pandemiyi sonlandırmak. Geride kalan 16 ay herkes için müthiş bir deneyim ve bilgi, birikim süreci oldu. Bu süreçte gerçek başarı öyküsü yazan ülkeler var. Bakınız Çin, Tayland, Yeni Zelanda ve Vietnam gibi ülkeler, henüz aşı yokken sadece salgına yönelik önleme ve kontrol yöntemleriyle salgını başarıyla yönetti. ABD, İngiltere gibi ülkeler ise kötü liderlerin yönetiminde pandeminin ilk dönemini olumsuz geçirdi. Ancak bu ülkeler de (ABD, İngiltere) geçtiğimiz yılın son aylarında başlanılan doğru aşılama stratejileriyle ülkelerinde salgın eğrisini aşağıya doğru çevirmeyi başardı.

Pandemi ve Covid-19 etkenine karşı hâlâ savunmadayız. Hücum eden ve dize getiren ise hâlâ Covid-19 etkeninin kendisi. Elimizde iki silah olması gerekiyor: Doğru salgın yönetimi ve aşılar. Burada biri diğerinin yerini tutmadığı için, biri olunca diğerinden vazgeçmemek gerekiyor. İkisi bir arada ise, işimizin kolaylaşacağını da unutmamak kaydıyla.

SORUMLU TEKÇİ SİSTEM

Şimdi savunmada neler yapabileceğimize bir kez daha bakalım:

Pandeminin doğru yönetilebilmesi için öncelikle “salgın epidemiyolojisini” doğru anlamak gerekiyor. Bu nedenle de salgın yönetiminin olmazsa olmazı olan bilimsel doğrulardan vazgeçmemek zorundayız. Başarı öykülerinin yazılabilmesi şeffaflık, doğru iletişim ve güven temelli birliktelikten geçiyor.
Mevcut durumda ülkemizde enfeksiyon oranları belli. Hastalığın şiddetine dair veriler mevcut. Tüm göstergelere göre alarma geçilmiş durumda. Sağlık sisteminin kapasitesi geçtiğimiz aylardan çok farklı bir şekilde zorlanmaya başladı. Salgın kötü yönetiliyor. Salgını yönetenlerin durumu, iflas edip iflasını gizleyerek borcunu erteleyen müflis tüccarın durumuyla aynı.

Yeni anayasal düzen ile tekçi sistem, hem salgının hem de salgın öncesinde başlayan ve büyüyen ekonomik buhranın yönetilememesinin birincil sorumlusu. Oysa şu anda en çok ihtiyacımız olan şey, ulusal birliktelik ve doğru ulusal kriz yönetiminden geçiyor. Öfkeden ve ötekileştirmekten uzak, dayanışma ve ortak güven temelli bir birliktelikten…

Salgını yönetmek demek, “yalnızca hastaları bul ve tedavi et” demek değildir. Salgını doğru yönetemezseniz; devasa hastaneleriniz, bilmem kaç yataklı yoğun bakımlarınız ve son model cihazlarınız hiçbir işe yaramaz. Salgın büyüyüp de sizin kontrolünüzden çıktığında, dolan yataklarınıza, koridorda bekleyen yoğun bakım hastalarınıza bakar, şaşarsınız.

ACİLEN TAM KİLİTLENME

Defalarca söyledik, bir daha söylüyoruz: Salgın yönetiminin esası; önlemek, tespit etmek ve kontrol etmektir. Tedavi ise bu basamakları izler. Temaslı takibi, yani saptanılan her pozitif vakanın tüm temaslılarını bulmak ve onlara test yapmak, daha çok test yapmaya devam etmek salgın yönetiminin vazgeçilmezleridir. Temaslı takibi, izolasyon ve karantina süreçleri ise salgın zincirinde ilk ve en güçlü halkanın kırılmasıdır.

Geçtiğimiz hafta başında açıklanan kısmi kısıtlamalar yeterli değildir. Ne mevcut olanı düzeltir ne de gelecek olanı engeller. İlk yapılacak iş salgın yönetiminde direksiyona bilimin geçmesine izin vermek olmalıdır. Bu nedenle mevcut siyasi erkin öncelikli görevi bilimsel doğruları bilim insanlarıyla paylaşmak, şeffaf yönetim ve doğru bilgi paylaşımının olmasıdır.

Vakit kaybetmeden temel hizmetlerin açık kaldığı tam kilitlenme acilen sağlanmalıdır. Bunun için konunun uzmanları tarafından hazırlanmış refah destek paketi de birlikte acilen hayata geçirilmelidir.

Zorunlu çalışma alanları için çalışma saatlerinin düzenlenmesinden tutun, güvenli toplu taşıma hizmetleri, çalışanlar arasında mesafe kontrolünün nasıl sağlanacağı, koruyucu giysiler, periyodik test uygulaması dahil olmak üzere tüm koşullar sağlanmalıdır.

Yaşamsal aktivitelerin azaltılması şüphesiz ekonomimize zarar verecektir. Ancak salgının devam etmesi durumunda virüsün vereceği hasarı da azaltacaktır.

AŞILAMA HIZLANMALI

Elimizdeki bir başka ve çok önemli savunma aracı Covid-19 aşıları. Ocak ayı ortasında başlayan aşılama süreci ne yazık ki ağır aksak gidiyor. Sağlık Bakanı “Günde 1,5 milyon doz aşı yapma kapasitemiz var” diyorsa da ne yazık ki AŞI YOK. Geçtiğimiz pazar günü tüm ülkede yalnızca 25 bin doz aşı yapılabilmesinin nedeni ve sorumluları belli. Yeni aşı randevusu almak isteyenlere neredeyse bir ay sonrasına randevu verilmesi ise malumun ilanı. Bu hız ve bu miktarla aşılar aracılığıyla istenilen hedefe ulaşmamız bir yılı aşkın bir süreye işaret ediyor. Doğru olan, aşılamada istenilen düzeye en kısa sürede ulaşabilmek için farklı aşı üreticileriyle çoklu bağlantıların yapılma zorunluluğu. Aşılamaya ilişkin mevcut durumun kamuoyuyla şeffaf paylaşımı ise konuya ilişkin tereddütleri de kaldıracaktır.

Gün sahte başarı öyküleriyle oyalanma günü değil. İkna etmenin birinci koşulu “şeffaf ve güvenilir” olmaktır.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir